20 Eylül 2016 Salı

Hamilelik Mimi


Herkese merhabalar,

Gontheblog blogunun sahibi sevgili Gamze ile geçenlerde sohbet ederken bu aralar birçok bloggerın hamile olduğundan bahsettik. Ben bu kadar kalabalık olduğumuzun farkında değildim ^^ Lifestyle of Siri, Nil’s Mum, Mor Menekşe, Instagram’dan dsn_nails, hep hamile ^^ Madem öyle, “Allah hepimize bebeklerimizi sağlıkla kucaklarımıza almayı nasip etsin!” diyor ve bir Hamilelik Mimi başlatıyorum. Bana katılırsanız çok sevinirim :)


1. Hamileliğinizin kaçıncı haftasındasınız?
32

2. İlk bebeğiniz mi?
Evet 👆

3. Hamile olduğunuzu ne zaman ve nasıl öğrendiniz?
Hamileliğimi 4. haftada evde bir test yaparak öğrendim.

4. Hamile olduğunuzu ilk kime ve nasıl söylediniz?
Ben eşime söyledim tabi ki 💑 Adamcağızı elimde testle uyandırdım. Neden bahsettiğimi anlayamadı bile uyku sersemliğiyle :) İyi ki söylediğim anı videoya kaydetmeyi akıl etmişim. Kalp atışlarını duyup yumurcağın gerçekten orada olduğuna emin olana kadar da başka hiç kimseye söylemedik.

5. Şu ana kadar hamilelikle ilgili en sevdiğiniz şey nedir?
İçimde büyüyen canın hareketlerini hissetmek.

6. Mide bulantısı yaşadınız mı?
Çok çok az. Daha ziyade mide yanması sorunu yaşadım ilk üç ayda.

7. Çatlaklarınız oldu mu? Çatlak önleyici bir bakım uyguluyor musunuz?
Doktorumun önerisiyle 20. haftamdan itibaren Bella B Tummy Honey Butter kullanmaya başladım. Ara sıra da saf hindistan cevizi yağı kullanıyorum. Henüz çatlağım olmadı 🙏 ama ilerleyen zamanlarda ne olur bilemem. Annemde olmuş, o yüzden kendimi olacağına hazırladım, olmazsa bahtıma :)

8. Hamile kıyafetleri aldınız mı? Hangi mağazaları tercih ediyorsunuz?
Hamileliğimin 3. ayından itibaren pantolonlarım çok rahatsız etmeye başladığı için ilk olarak ilk bulduğum LCW'den biri kot biri ince kumaş iki pantalon almıştım. Daha sonra H&M'den bir elbise aldım ki açık ara bu yaz için en favori kıyafetim oldu. (Biraz da mecburen tabi 😂) Bir de yine H&M'den bir bluz aldım pantalonlarımın üstüne uyan, o kadar. Sonradan giyemeyeceğim kıyafetler için çok alışveriş yapmak istemiyorum.

9. Bebeğinizin cinsiyetini öğrendiniz mi?
Ben ilk zamanlarda öğrenmek istemiyordum ama herkesten o kadar çok soru geldi ki dayanamadım :) 17. hafta randevumuzda bir erkek bebek beklediğimizi öğrendik 👶 Sağlıkla inşallah 🙏

10. İsim seçtiniz mi?
Sanırım bizim oğlan bir kahramanlık gösterdiğinde kendi ismini kendi seçecek 😂 Ne zormuş erkek bebeğe isim bulmak :) Önerilerinizi beklerim ^^

11. Doğum eğitimi aldınız mı?
Bir hamile beslenmesi söyleşisine katıldım sadece. Başka bir eğitim almadım. Ama uygun zamanda eşimle gidebileceğimiz bir doğuma hazırlık eğitimi almak isterim.

12. Bir doula/ebe ile çalışıyor musunuz?
Bir doula ile çalışmıyorum. Çalışıp da gerekli olduğunu düşünenler varsa yorumlarını ve tecrübelerini paylaşabilirler mi?

13. Bebek alışverişine ne zaman başladınız? Bebeğinize ilk ne aldınız? 🍼
16. haftamıza girdiğimizde eşimle üniversitemizin mezunlar gününe gitmiştik ve oradan bebeğimize ilk çıtçıtlı badisini aldık. 17. haftada cinsiyetini öğrendiğimiz günün anısına da bir önlük almıştık. Sonra gerisi geldi :) (Yenidoğan alışveriş listemi de sizlerle paylaşmamı ister misiniz?)

14. Bir doğum fotoğrafçısı ile çalışacak mısınız?
Sadece bir kişiyle görüştüm ve fiyatını çok çok yüksek buldum. Sonradan pişman olur muyum emin değilim ama her ne kadar fotoğraf ve video çekimi istiyor olsam da o fiyatı vermek istediğime emin değilim. Ayrıca doğum yapacağım hastane, doğumhaneye babayı bile zorla alacak, fotoğrafçıyı kabul edeceklerini pek sanmıyorum :/  Daha önce bebek sahibi olmuş olanların bu konudaki tecrübeleri neler acaba?

15. Hamilelikte en çok özlediğiniz şey nedir?
Japon yemekleri, özellikle de sashimi. Evet, ben bir çiğ balık severim ve hamileyken yiyememek ne kötü :/

16. Eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Gontheblog, Lifestyleofsiri Nil’s Mum ve Mor Menekşe de bu soruları yanıtlarsa çok mutlu olurum ^^

Sevgiler,

Alice

10 Eylül 2016 Cumartesi

Otuz


Tam otuz yıl önce bugün,
Tam bu saatte,
İlk kez ağlamışım ben.

Tam otuz yıl önce bugün,
Tam bu saatte,
İlk kez almış annem beni kucağına.
Annem ilk kez anne,
Babam ilk kez baba olmuş.

Tam otuz yıl önce bugün,
Açmışım bu dünyaya gözlerimi.
Koskoca otuz yıl geçmiş ben doğalı.

Ve tam bu gün,
Doğumumun otuzuncu yıldönümünde,
Tam otuz haftalık oldu içimdeki can.

Tam otuz hafta önce,
Bir melek yeryüzüne inmeye karar verdi.
Ve o melek bizi seçti,
Beni anne, en sevgilimi baba yapmak için.

Tam otuz hafta önce bir sevgi düştü içime.
Her gün biraz daha büyüyen,
Her gün biraz daha çoğalan.

Tam otuz yıl önce bugün doğan ben,
Tam otuz haftadır seni büyütüyorum içimde.

İyi ki doğdum,
İyi ki varsın.

Seni çok seviyorum oğlum!

Annen



9 Eylül 2016 Cuma

Ben geldiim :) Hem de çok güzel bir haberle...

Herkese merhabalar,

Uzun zamandır blogdan ayrı kaldım ve bunun için çok da güzel bir sebebim vardı: Anne oluyorum 😍


Şuan hamileliğimin 29. haftasını yaşıyorum. Şimdiye kadar çok şükür hemen her şey yolunda gitti 🙏 Mide bulantısı ve istifra şikayetlerim olmadı. Normalde midesi ile arası pek de iyi olmayan biri olduğumdan bu beni hem şaşırttı hem de çok sevindirdi ☺️ Sadece ilk zamanlar (ilk 3 aylık dönemde) yorgunluk, bazı yiyeceklerden tiksinme ve mide yanmalarım oldu ama günlük hayatımı etkileyen herhangi bir sorun yaşamadım. Zaten bu sorunlar da ikinci üç aylık döneme girmemle birlikte yok oldu diyebilirim. İkinci üç aylık dönem birçok yerde okuduğum ve duyduğum gibi oldukça rahat geçti. Kardeşimin düğününde artık iyice belirginleşmiş olan göbeğimle hiç oturmadan saatler boyunca dans edebilmem de işte hep bu ikinci trimesterin hediyesiydi sanırım 😂 Çok şükür 🙏 Doğuma sayılı haftalar kala, yani üçüncü üç aylık döneme girdiğimden beri ise kalp ile ilgili sorunlar yaşıyorum. Nabzım zaman zaman olması gerekenin üstüne çıkıyor ve arada bir de ritim bozukluğu oluyor. Bunun için kalp ritmini yavaşlatan bir ilaç kullanmaya başladım istemeyerek de olsa. Bir de doğal olarak büyüdükçe daha çabuk yorulmaya başladım 🙈 Ama onun dışında her şey çok güzel. Hele son zamanlarda artan içimdeki kıpırtıların yaşattığı muhteşem duyguyu dile getirmemin imkanı yok.

Bu süreçte ne blogda ne de instagramda herhangi bir paylaşım yapmadım. Hem erken aylarda hamileliğimi çok yakın çevrem haricinde hiç kimseye duyurmamıştım, hem de yazı yazacak, fotoğraf düzenleyecek enerjiyi ve sabrı kendimde bulamadım. O kadar ki elimde yazısı olmayan fotoğraflar ve fotoğrafını düzenleyemediğim için paylaşamadığım yazılar öylece paylaşılmayı bekliyor aylardır. 🙈 Bilgisayarımda da sorun vardı bir süredir. Hatta bu yazıyı da bilgisayarsız yazmak zorunda kaldım. Umarım sorunsuz yayınlanır. ☺️

Ama artık yavaş yavaş dönüş yapmak niyetindeyim. Birikmiş yazılacaklarımın yanısıra hamilelikle ilgili yazılar da yazmak isterim eğer siz de isterseniz 😊 Tabi ne tür yazılar istediğinizi yorumlarda belirtirseniz çok da iyi olur 😉 Ayrıca yan taraftaki minik anketimi de kullanabilirsiniz.

İşte wonderland'de durumlar böyle :)
Hepinizi çok özlemişim, lütfen beni yorumsuz bırakmayın 😘

Kocaman sevgiler,
Alice

9 Mayıs 2016 Pazartesi

Bloggerlar Okuyor Mayıs 2016 kitabını seçiyoruz!


Herkese merhabalar,

Geçtiğimiz ay bir Bloggerlar Okuyor etkinliği başlatmış ve George Orwell’in1984 isimli kitabını okumuştuk. (Etkinliğimizle ilgili detaylı bilgi için buraya göz atabilirsiniz.) Mayıs 2016 için okuyacağımız kitabı birlikte seçelim istiyoruz ve işte soruyoruz:

J. R. R. Tolkien’dan Hobbit mi yoksa William Golding’den Sineklerin Tanrısı mı?


Etkinliğimize katılmak isteyen sevgili arkadaşlar,

15 Mayıs Pazar gününe kadar hangi kitabı okumayı tercih ettiğinizi bu yazının altına yorum olarak yazabilirseniz çok sevinirim. Ayrıca bu yazıyı paylaşarak etkinliğimizi daha çok kişiye duyurmamıza yardımcı olursanız harika olur ^^

Tercihlerinizi merakla bekliyorum ^^ 

Sevgilerimle,
Alice

Güncelleme: Seçilen kitap 4'e 7 oyla Sineklerin Tanrısı oldu ^^ Haydi okumaya ;)

4 Mayıs 2016 Çarşamba

Kitap Yorumu 2 ­| 1984 - George Orwell (Bloggerlar Okuyor Nisan 2016)

Bin Dokuz Yüz Seksen Dört (1984) - George Orwell

Herkese merhabalar,

Bloggerlar okuyor yazımda bir kitap okuma etkinliği başlattığımızı ve ilk olarak George Orwell'den 1984 isimli romanı okuyup yorumlayacağımızı duyurmuştum. Normalde Nisan ayının son günü tüm katılan arkadaşlar bloglarında paylaşacaktı ve kimi arkadaşlarımız bunu yaptı bile ^^ Ben kitabı okumuş olmama rağmen blog yazısını yazmaya vakit bulamadığımdan bugüne sarktı. Şule de gecikeceğini söyleyince bu defalık tarihi bir süre uzatmaya karar verdik. Eğer katılmak isterseniz 1984 kitap yorumlarınızı 10 Mayıs'a kadar bloglarınızda yayınlamanızı bekliyoruz. Bloglarınızda yazdığınız yorumun linkini bu yazıya yorum olarak bırakmayı, ve bu yazının sonunda benim paylaşacağım tüm linkleri (Linkler 10 Mayıs gecesi son kez güncellenecektir.) kendi yazılarınızda paylaşmayı lütfen unutmayın ki hepimiz tüm kitap yorumlarından haberdar olalım ^^

Şimdi gelelim benim yorumuma ^^


Orijinal Adı: Nineteen Eighty-Four (1949)
Okuduğum Yayınevi: Can Yayınları, Mart 2015
Sayfa Sayısı: 350
Puan: 9/10

Ben bu kitabı yaklaşık 8 yıl önce, yazarın Hayvan Çiftliği isimli kitabını okuduktan sonra okumaya karar vermiş ve politik öğeler içeren bir distopya olmasından dolayı da sıkılabileceğimi düşünerek erteleyip durmuştum. Şimdi, kitabı okuduktan sonra, diyorum ki "İyi ki bu etkinliği yapmışız ve kendimi bu kitabı okumaya teşvik etmişim." 

Kitabı henüz okumayanlar için mümkün olduğunca spoiler vermeden konusunu şöyle özetleyebilirim: Bireyselliğin olmadığı, yönetimin geçmiş, şimdi ve geleceği kontrol altında tuttuğu, düşünmenin suç olduğu, savaşın barış, özgürlüğün kölelik, cahilliğin de güç olduğu, ve insanların zihinlerinin bile sürekli denetlendiği karı-koca, anne-baba-çocuk ilişkilerinin yerle bir edildiği bir dünya düzeni, ve bu dünyada yaşayan bir garip Winston Smith'in hikayesi. 67 yıl önce yazılmış olmasına rağmen hala güncelliğinden hiçbir şey kaybetmemiş bir kurgu. Ben okurken o kadar çok yerde "Nasıl ya? Ama bu bugün zaten oluyor!" diyerek okudum ki. George Orwell'e bir kez daha saygı duydum.


Can Yayınları'ndan çıkan 50. basım kitabı okudum ben. Birkaç yerde bariz yazım hataları gözüme çarptı. Normalde Can Yayınları'nda hatalı basıma pek rastlamadığım için şaşırmış olsam da genel olarak çevirisini beğendiğimi söyleyebilirim. Ara sıra terimleri orijinalinden de kontrol ettim ;)

Okumayanlar mutlaka okumalı diyor ve spoiler vermekden korkmayacağım bölüme geçiyorum.

Yazının bundan sonrası spoiler içerebilir!


1984 benim için ikinci bir Kırmızı Pazartesi vakasıydı diyebilirim. İnsan bir kitabın distopya olduğunu bilir de sonuna kadar umutla okur mu?! O nasıl boğucu bir dünyadır öyle! O dünyada ben kesinlikle bir proleter olmayı tercih ederdim. Bir saniye! Ben o dünyada olmayı kesinlikle istemezdim! Ne demek bir çocuğun anne-babasını ihbar etmesi, ne demek geçmişin değiştirilmesi, ne demek sevmenin, sevişmenin, onu bırak düşünmenin suç olması. Canım sıkıldı, sinirlerim bozuldu. Hep bir umutla Winston'ın ikna olmadan ölmesini bile istedim. Son nefesinde 2 kere 2 dört eder demesini bekledim. Yazık :(



(Fotoğraftaki nail art için Monochrome Paris Nail Art yazıma göz atabilirsiniz.)

Kitapta işartelediğim bölümler:

1. İki Dakika Nefret2in en korkunç yanı, insanın katılmak zorunda olması değil, katılmaktan kendini alamamasıydı. (s. 38)
2. Geçmişi denetim altında tutan, geleceği de denetim altında tutar; şimdiyi denetim altında tutan, geçmişi de denetim altında tutar. (s. 59)
3. Parti, gözlerinizle gördüğünüze, kulaklarınızla duyduğunuza inanmamanızı söylüyordu. Bu onların en temel, en can alıcı buyruğuydu. (s. 106)
4. Özgürlük, iki kere iki dört eder diyebilmektir. Buna izin verilirse, arkası gelir. (s. 106)
5. Her gün Londra’nın tepesine inen tepkili bombalar, olasılıkla, “sırf halka korku vermek için” Okyanusya Hükümeti tarafından atılıyordu. (s. 183)
6. Parti’nin dünya görüşü, onu hiç anlayamayan insanlara çok daha kolay dayatılıyordu. Gerçekliğin en açık biçimde çarpıtılması böylelerine daha kolay benimsetilebiliyordu, çünkü kendilerinden istenenin iğrençliğini hiçbir zaman kavrayamadıkları gibi, toplumsal olaylarla yeterince ilgilenmedikleri için neler olup bittiğini de göremiyorlardı. Hiçbir şey kavrayamadıkları için hiçbir zaman akıllarını kaçırmıyorlardı. (s. 186)
7. Savaşın asıl yaptığı, yok etmektir; ama ille de insanları yok etmesi gerekmez, insan emeğinin ürünlerini de yok eder. (…) Silah yapımı, tüketilebilecek herhangi bir şey üretmeksizin işgücünü kullanmanın uygun bir yoludur. (s. 221)
8. Savaş gerekli yıkımı sağlamakla kalmaz, aynı zamanda bu yıkımı psikolojik bakımdan kabul edilebilir bir biçimde sağlar. (s. 222)
9. Felsefede, dinde, ahlakta ya da politikada iki kere iki beş edebilirdi, ama iş bir top ya da uçağın yapımına geldi mi, iki kere iki dört etmek zorundaydı. (…) Güçlü olmak için geçmişten dersler çıkarmak, bunu için de geçmişte olup bitenleri iyi bilmek gerekiyordu. Hiç kuşkusuz, gazeteler ve tarih kitapları her zaman yanlı ve yanıltıcıydı, ama bugün uygulanan çarpıtmalar söz konusu değildi. (s. 228)
10. En iyi kitaplar insanlar zaten bildiklerini söyleyen kitaplardır. (s. 231)
11. Saptandıkları zaman kesin ölüm demek olan düşünceler ve davranışlar resmi olarak yasaklanmamıştır ve ardı arkası kesilmeyen temizlikler, tutuklamalar, işkenceler, hapse atmalar ve buharlaştırmalar gerçekten suç işlemiş olan kişileri cezalandırmak için değil, ileride suç işleyebileceği düşünülen kişileri yok etmek amacıyla uygulanır. (s. 242)
12. Parti, iktidarda olmayı, yalnızca kendi çıkarı için istiyor. Başkalarının iyiliği bizim umurumuzda değil; bizi ilgilendiren yalnızca iktidardır. (s. 298)
13. Parti ne denli güçlenirse, o ölçüde hoşgörüsüzleşecek. (s. 303)
14. Zekilik kadar aptallık da gerekliydi, ama aptalca davranmak zekice davranmak kadar zordu. (s. 315)

Sevgilerimle,
Alice

Etkinliğe katılan bloglar:

2. Şule Uzundere (Henüz yazısını yayınlamadı.)
4. Cahil Okur (Henüz yazısını yayınlamadı.)
5. Kitabımın Bir Sayfası

28 Nisan 2016 Perşembe

Kitap Yorumu 1 | Kırmızı Pazartesi - Gabriel Garcia Marquez


Herkese merhabalar,

Bugün sizlerle geçenlerde kapağından esinlenerek nail art yaptığım, işleneceğini herkesin bildiği ancak engel olmak için kimsenin bir şey yapmadığı bir cinayetin öyküsünü paylaşacağım. Gabriel Garcia Marquez’den Kırmızı Pazartesi:

Orijinal Adı: Cronica de una muerte anunciada (1981)
Aldığı ödül: 1982 Nobel Edebiyat Ödülü
Okuduğum Yayınevi: Can Yayınları, Ekim 2015
Sayfa Sayısı: 107
Puan: 8/10


Spoiler verdim diye düşünmeyin, spoiler değil bu bilgi. Daha ilk cümleden Santiago Nasar'ın o gün öldürüleceği bilgisini veriyor Gabriel Garcia Marquez okuyucularına. Kitapta o gün o kasabada yaşayanların ifadelerine de yer verilerek anlatılmış adım adım cinayete giden bir olay örgüsü okuyoruz.


Bu kitap benim Gabriel Garcia Marquez'den okuduğum ilk kitaptı. Aslında Büyülü Gerçekçilik (Magical Realism) akımına ait bir eser okumak istiyordum. Ama başlangıç olarak bu kitabı okumak da diğer kitaplarına olan merakımı arttırdı diyebilirim. Yazarın Yüzyıllık Yalnızlık başta olmak üzere diğer kitaplarını da okumak istiyorum. Eğer okuduklarınız ya da tavsiyeleriniz varsa lütfen benimle paylaşın ^^ Sıradaki Marquez kitabım hangisi olsun? 


Spoiler vermeden bu kitapla söylemek istediklerimi nasıl anlatırım bilmiyorum. Kitabın sonunda ne olacağı zaten en başından biliniyor, ama yine de kitabı okuma niyetiniz varsa yazının bundan sonrasını şimdilik okumayın. Zaten kısacık ve kolaylıkla okunabilecek bir kitap. Hemen kapıp okuyun ve sonra gelin hakkında sohbet edelim.

Bu arada, ki kitabın kapağından esinlenerek yaptığım nail art tasarımıma da Kırmızı Pazartesi Nail Art yazımdan ulaşabilirsiniz.

Yazının buradan sonrası spoiler içerir!


Kırmızı Pazartesi bir namus öyküsü. Ortada işlendiği iddia edilen bir suç, suçluyu cezalandırma niyetinde olan ve bu niyetlerini önlerine gelen herkesle paylaşan kişiler ve işleneceğini bildikleri bu cinayeti durdurmak için hiçbir şey yapmayan bir halk var. Angela Vicario görkemli bir düğünle Bayardo San Roman'la evlendiği gece bakire olmadığı için babasının evine geri gönderilir. İkiz abileri (Pablo ve Pedro Vicario) buna sebep olan kişinin Santiago Nasar olduğunu öğrendiklerinde namuslarını temizlemek için onu öldürmeleri gerektiğine karar verirler. Ancak resmen biri engel olsun diye herkese duyururlar. Kimisi ikizlerin adam öldüremeyecek kadar iyi kalpli olduklarını düşündüğünden, kimisi şaka yaptıklarını düşünüp inanmadığından, kimisi cesaret gösterip Santiago Nasar'a söyleyemediğinden, kimisi de ellerinden bıçakları alınınca başka bıçak bulabileceklerini akıl etmeyip olayı çözdüğünü sandığından bir şekilde engel olmuyorlar.

Bu kitabı okurken insanlığımı sorguladım ben. "O kanlı pazartesi günü, o kasabanın sakinlerinden biri olsaydım ben ne yapardım acaba?" diye düşündüm durdum. Adamın öleceğini bile bile elimden hiçbir şey gelmemesine üzüldüm. İnsanlar bu kadar duyarsız, bu kadar umursamaz olabilir mi diye düşündüm. Ama ne yazık ki namus cinayetlerinin hala devam ettiği bir dünyada gerçekten de mümkün bu.

Kitaptan dikkatimi çeken ifadeler ise şöyle:

1. Kız kardeşim, sanki kız doğmuş gibi bir sessizlik olduğunu hissetmişti.
2. “Her zaman ölüden yana olmak gerek” demişti o da.
3. “Uyandığımda onunla evleneceğimi bana hatırlatın.”
4. “Aşk da öğrenilir.”
5. “Hiç gelmese daha da sevinirdim ama gelinliğimi giymiş olarak ortada kalmaya dayanamazdım.”
6. “Tıpkı iki çocuğa benziyorlardı.” demişti bana. Ve bu düşünce onu korkutmuştu, çünkü ancak çocukların her şeyi yapabileceklerini düşünürdü hep.
7. Bana bir önyargı verin, dünyayı yerinden oynatayım.

Sevgiler,
Alice


(I didn’t want to delay this post any more, so I’m sharing it without English translation. When I have time, I’ll be translating it to English, too. And your comments saying that you want to read it asap might encourage me to speed up my translation process ^^ Love) 

26 Nisan 2016 Salı

Twinsie Tuesday: Monochrome | Paris Nail Art


(For English please scroll down and click “Read in English” button at the end of this post.”)

Siyah Beyaz Paris Nail Art

Herkese merhabalar,

Bugünün Twinsie Tuesday konusu "monochrome" idi. Bilmeyenler için açıklayayım: Monochrome sadece tek bir renkten oluşan şeyler için kullanılan bir kelime. Çizimde, sanatta, fotoğrafçılıkta kullanılır genelde. Nail art için de siyah ve beyaz kullanarak yapılan desenlere monochromatic denir. Ben bugünkü nail art desenim için kolaya kaçtım biraz. Paris temalı kolayca yapabileceğiniz nail art çalışmam ile karşınızdayım:

Twinsie Tuesday: Monochrome | Paris Nail Art

Ben öncelikle tırnaklarımı rastgele siyah ve beyaz boyadım. (Siyah oje sürmeyi özlemişim resmen, uzun süredir hiç siyah kullanmadığımı fark ettim ^^) Sonra iki tırnağıma zıt renkte minik puantiyeler yaptım. Diğer iki tırnağıma yine zıt renklerde birer kare birer de yuvarlak zımba yerleştirdim. (Siyah ve beyaz zımbam yoktu ben de Önce onları dilediğim renkteki ojeyle boyadım ve kuruduktan sonra kullandım. Siz de bu şekilde elinizdeki tek renk zımbaları kullanarak dilediğiniz kadar çok farklı renkte zımba yaratabilirsiniz ;) ) Son olarak da Ojelik'ten gelen Paris desen bantımı kullanarak yüzük tırnağıma bir Eyfel kulesi kondurdum. Hepsi bu kadar ^^

Twinsie Tuesday: Monochrome | Paris Nail Art

İşte tırnaklarımda böyle görünüyor.

Twinsie Tuesday: Monochrome | Paris Nail Art


Twinsie Tuesday: Monochrome | Paris Nail Art

Umarım beğenmişsinizdir ^^ Arkadaşlarımın monochrome oje desenlerine aşağıdaki linklerinden ulaşabilirsiniz ^^

 Alaina at The Little Canvas
Amanda at Amandalandish
Amanda at Fashion Footing
Amber at Nails Like Lace
Chelsea at Nailed Blog
Claire at Kerruticles
Marisa at Polish Obsession
Marisa at Polish Those Nails
Róisín at Cuti-CLUE-les
Savannah at Addicted to Polish
Sharon at Behind Green Eyes
Sevgilerimle,
Alice

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...